Ali Özdoğu - İsmail Arguvanlı

Sol’daki İdealizasyon-Mistifikasyon Geleneği Nasıl Yıkılır?

Önce Sosyalist Literatürümüzü Sulandırdılar

Sol, solcu, sosyalist, devrimci, komünist, vb. literatürümüz bir türlü rayına oturtulamadı. Sosyalist literatürümüz, terminolojimiz, dil, terim ve kavramlarımız avantalar ve yağmalar düzenine uygun biçimlerde altüst edildi. Nedenlerini ayrıntılı biliyoruz. Telif eserlerimizde, dergilerimizde konuyu ayrıntılı olarak işliyoruz; gündemde sıcak tutmaya çalışarak aşmaya çalışıyoruz.

Bilimsel Sosyalizm-Komünizm kaynağından beslenen bilinçli kadrolar açısından konu elbette şaşırtıcı değildir. Sosyalist literatürümüzün bu düzeyde çarpıtılıp sulandırılması son derece “doğal” ve “olağandır,” diyenlerimiz de haksız sayılmaz.

İdeolojik, teorik, politik ve örgütsel temellerinden -özünden- koparılmış bir Sol “daha nasıl olacaktı ki?”

Sol “cenahımızın” bu türden büyük bir “vukuatı” varken yalnızca sosyalist literatürümüz değil, devrimci tarihimiz, geleneklerimiz, kültürel zenginliklerimiz, orijinal sınıf ilişki ve çelişkilerimizle birikimlerimiz de büyük oranlarda sulandırılmıştır (Tarihî TKP’mizin isim ve sıfatları da bilinen avantürye takımınca çalınıp kullanılabilinmiştir!...).

Kimler ve nasıl sulandırmıştır? sorusu çok su kaldırır. Kestirmeden bir cevabı da yoktur.

Bugünkü sınırlı bilgilerimizle Sol “cenahımızın” sosyal pratiğine bakıldığında idealizasyon ve mistifikasyonların bu düzeyde yaygınlaştırılışını daha tam olarak görmeye çalışıyoruz.

Gerek sosyal olay, olgu, süreç ve verileri, gerekse Sol “cenahımızın” ideolojik, politik ve örgütsel evrimini nesnel gerçekliği içinde incelediğimizde ve de tüm süreçlerde PARTİ ve Partileşme Sorunuile karşılaşıyoruz. Ele aldığımız pek çok konu ve sorunun temelinde yeterince özümlenemeyen bu mesele yatıyor çünkü.

Sol “cenahımızı” vareden bir tarih, bir coğrafya, kültürel birikim, emekçi halk hareketleri, isyan, başkaldırı, ayaklanma, hak arama, direniş ve sınıflar mücadelesi, grev, militan eylemler, entelektüel çalışma ve benzeri etmenler  var.

Sol, solcu, sosyalist, devrimci, komünist isim ve sıfatlarını rastgele kullanamayız. Dergi’miz yazarları açısından bu konudaki tutumumuz oldukça net ve anlaşılır bir düzeydedir. “Genel anlamıyla “Sol”, “Sol ‘cenahımız’ ”, “Sosyalist Sol”, “Devrimci Sol”, “Liberal, tasfiyeci, reformist, sosyalreformist, şoven, sosyalşoven, postmodern, özgürlükçü, yeni-sol” ve benzeri bir literatürü kullanırken gösterdiğimiz biricik özen; “Devrimci ve Marksist Sol Kadroları” kalın çizgilerimizle diğerlerinden ayırmak, niyet ve amacımızı bilince taşımaktır. Bu çerçevede ayrışmak, arınmaktır. Komünistler bu açıdan bölücüdür. Bölücü olmadan bütünleştirici olamayız. Sözün özü: Çarpıtılıp sulandırılan sosyalist literatürümüzü ayakları üzerine oturtmak, bu amaçla yapılan tartışmaları anlamlı kılmak durumundayız. Gerek sosyalist literatürümüzü, gerekse devrimci tarih ve geleneklerimizi çarpıtıp sulandırma işini üstlenmiş burjuva ve küçükburjuva “sol” akımların zararını izole edip açığa vurmadan Bilimsel Sosyalizm-Komünizm kaynağından doğru beslenmeyi başaramayacağımız açıktır.

Sosyalist literatürümüzü sulandırma işinde rol ve sorumluluk alanların ideolojik, politik ve örgütsel konumu sıkça tekrarladığımız gibi küçükburjuva solculuğu, küçükburjuva devrimciliği ve küçükburjuvazinin komünistçilik oynaması gibi ideolojik-sınıfsal rahatsızlıklar nedeniyle öne çıkıyor. Bu üçlünün beslenip içimize sokulmak istenmesinin arkasında burjuva ideolojisi ve revizyonizmin (ağa babalarının) parmağını görüyoruz. Esin ve beslenme kaynağı burjuvaziye dayandırılınca konunun vahameti daha anlaşılır oluyor.

Sosyalist literatürümüzün binbir niyetle çarpıtılıp sulandırılması günümüzdeki “örgütler anarşisi” hastalığımızın ve Sol’un işlevsiz duruma düşürülüşünün de nedenlerinden biridir.

Sosyalist literatürümüzün “iğdiş” edilmesiyle Sol “cenahımız” bir türlü hesaba katılmadığı gibi kendine de gelemiyor. Tutarlı bir tarih ve sınıf bilinciyle kendini vareden tarihsel-sınıfsal devrimci geleneklerine bağlı kalarak kendi sentezini üretemiyor. İşçi Sınıfı Partisi’ni oluşturup bir türlü örgütsel güvencesine kavuşamıyor. Böylece sosyal muhalefet dinamiklerini seferber edemiyor. İşçi sınıfının sendikal ve siyasal birliğini gerçekleştiremiyor. Emekçi kadın hareketine, devrimci gençlik hareketine, Kızılbaş-Alevi hareketi ile Kürt ulusal özgürlük hareketine politika üretemiyor. ‘Fukara Müslüman’ı, yoksul köylülüğü kara gerici, ırkçı, faşist örgütlerin sömürüsüne terk ediyor. Ulusallık-Sınıfsallık dinamiklerini uyumlandıramıyor. “Millî Mesele” ile “Milliyetler Meselesi”ne proje üretemiyor. Kolektif aklı, kolektif bilinci ve kolektif eylemi örgütleyemiyor. Tutarlı-amaçlı-somut bir iktidar projesi üretemiyor. vb…

Sol “cenahımızın” sosyal pratikteki çok yönlü “vukuatı” (hepimizin vukuatı) yüzünden her altüst oluşta bozgunlardan bozgunlara uğratılıyoruz. Örgütsel güvencelerimizi, bir daha yeri doldurulması zor olan değerlerimizi ve kadrolarımızı kaybediyoruz. Elimizdeki Kurum ve Araç’larımızın güvenliğini sağlayamıyoruz. Burjuva resmî tarih anlayışı ile resmî ideolojisinden kurtularak, uzun erimli ve sonuç alıcı yöntemleri sorgulayamıyor ve öğrenemiyoruz. Yüzde yüz bağımsız ve yüzde yüz işçi sınıfı ve emekçi halklarımızın sosyal / evrensel kurtuluşu davasına bir türlü sarılamıyoruz; bu gerçekliği bilince çıkaramıyoruz.

İdealizasyon - Mistifikasyon Geleneğinin Sol Örgütlerdeki Yansıması

Mevcut sözlüklerdeki anlamıyla: İdealizasyon: Ülküselleştirme…Eşsizleştirme;  Mistifikasyon: Gizemli kılma… olarak açıklanmaktadır.

İdealizasyon-mistifikasyon sözcüklerini daha anlaşılır kılmak için bu sözcükleri halk diliyle “argo” dahi olsa “palavra” olarak da okuyabilirsiniz.

İdealizasyon-Mistifikasyon konusunda Harici Büro “TKP” kadroları ile hiç kimse yarışamaz. Onlar bu türden bir “yolu” önce döşediler, sonra da işin içinden çıkamadılar. “TKP” isim ve sıfatlarını, devrimci geleneklerini bu yöntemle sömürü aracı yaptılar. Başta DİSK olmak üzere entrika yöntemleriyle ele geçirdikleri tüm sendikaları, örgütleri, meslek odalarını, derneklerin içini boşaltıp işlevsiz duruma soktular. MDD’nin öztürkçeleştirilmişi demek olan UDC’yi kağıt üzerinde kurdular. Burjuva CHP’yi ilkesiz yaklaşımlarla desteklediler. Tarihî TKP’nin uzantısı Devrimci Kadroların elindeki kurum ve araçları “sinsi kuşatma” yöntemleriyle kuşatmayı ve  “Komünistlerin Birliği” davasını kundaklamayı denediler. Kadrolar arasına “kama” soktular. SSCB’nin saygınlığını sömürüp “Sovyet dalkavukluğu” yaptılar. İşçi sınıfı hareketini, sosyalist hareketi, ilerici gençliği, emekçi kadın hareketini birbirinin dilinden anlamaz duruma getirdiler. Kimliği, kişiliği tartışmalı sahte komünistleri yücelterek milletin başına belâ getirdiler.  İdeolojik, teorik, politik, örgütsel, kültürel, moral ve etik değerleri tartışmalı birini putlaştırıp “Bilen Yoldaş Çok Yaşa!” diyerek örgütsüz ajitasyon geleneğine katkı getirdiler.

İdealizasyon-Mistifikasyonlarla özellikle de genç kadroları örgütlerine biat ettirme işinde mevcut tüm Sol örgütlerdeki işleyiş hemen hemen aynıdır.

“Marksizmin yorumu ve pratikte yeniden üretimi” yöntemi yerine hayat ve mücadelenin reddettiği örgüt yapılarında ısrar, Marksist eleştiri-özeleştiriden kaçma, birleşik, güçlü, güvenilir ve donanımlıİSP’nin inşası yerine bürokratik “dar grup kültü” konusundaki ilkellikler,  örgüt şeflerini yüceltme, kişiye tapınma, Bilimsel Sosyalizm-Komünizm dışı teori pratikler, aşırı teorisizme, entelektüalizme kayma, Dünya devrimci pratiğindeki deneyimleri taklit ya da kopya etme, vb. sapkınlıkların kol gezdiği bir dönemi “yeni”den yaşamaktayız.

Harici Büro “TKP”nin “1973 Atılımı” ile başlatılan idealizasyon ve mistifikasyonları bir kısım genç kadroların beynini âdeta esir aldı. Bu türden bürokratik örgütlenme anlayışı sonucunda bizim insanlarımızın ideolojik-teorik-örgütsel kimyası da bozuldu. Anılan “TKP” örgütlenmesinden günümüze somutta örgüt ve kurum olarak ne kaldı? Cevabını bizlere bırakmayın. Sizler sorgulayın. Biz açığa vurmaktan âdeta bıktık…

İdeolojik ve sınıfsal açıdan bakınca; “TKP” adını kullananlardan kayda değer geriye ne kaldı? Cevaplayalım: Burjuva resmî tarih anlayışı ile resmî ideolojiye angaje bir iki dergi ve yörüngesindeki bir avuç genç insan; bir vakıf (TÜSTAV), bir iki yerel kültür derneği, bir iki sendika yönetimine çöreklenmiş sendika bürokratı, Gorbaçov’un, İsmail Bilen’in yerine konulacak birilerini bekleyen “TKP”liler…

Bir de 10 Eylül 1920 Tarihî TKP’mizin tarihine ve geleneklerine saygılı olduğunu ifade edip “Birlik ve Dayanışma” slogan ve söylemleriyle “TKP”yi yeniden diriltmeye çalışan birkaç ham hayalciyi sayabiliriz.

10 Eylül 1920 Tarihî TKP’nin arkasında Komünist Enternasyonal geleneği ile SSCB’nin saygınlığı vardı. TKP’nin tarihi, devrimci geleneği, Partileşme Sorunu konusundaki ilkesel komünist tavrı, sosyal meşruiyeti ile devrimci yasallığı, kongre yöntemiyle temel ilkelerde anlaşmış, tek bir komünisti dışarıda bırakmayan partileşme anlayışı hesaba katılmadan TKP’nin uzantısı bir çağrışım yapmaya kimsenin hakkı yoktur.

Harici Büro “TKP”nin örgütsel trajedisi; kendi bürokratik “dar grup kültü”nü parti olarak ilan edişlerinden; öne çıkan / çıkarılan kadrolarının kimlik ve kişiliklerinin (ideolojik, politik, kültürel, etik ve moral açılardan) çok tartışmalı oluşundan; Marksist-Leninist-Enternasyonalist ilke, kural, yöntemlerin gözetilmeyişinden, Komünist normların işletilmeyişinden kaynaklanmaktadır.

Kendilerini Tarihî TKP’nin uzantısı ya da “ardılı” gösterme merakının bilimsellikle bir ilişkisi yoktur. Olmamıştır.

Devrimci kimlik-kişilik gibi konularda yapılan değerlendirmelerde: İdeolojik, politik ve örgütsel konumları Marksist açıdan tartışmalı olsa da Kıvılcımlı, Deniz, Mahir ve İbrahimler için asla dillendirilmeyen eleştiriler Harici Büro “TKP” yöneticileri için rahatlıkla ifade edilebilmektedir.

Tarihî TKP ile başlayan ve bir türlü bu türden bir partileşme ile ideolojik, politik ve örgütsel-organik ilişkisi bulunmayanların günümüzde de bu tarihle kendi bürokratik “dar grup kültü” örgütlerini özdeşleştirme çabası içinde oldukları görülmektedir. Dr. ?efik Hüsnü Değmer ve arkadaşlarının 1944 TKP’si ile başlayan ve Tarihî TKP’nin uzantısı çağrışımı yapan örgütlenmelerle “1973 Atılımı” ile başlayan Harici Büro “TKP” nin 10 Eylül 1920 geleneği ile uzak-yakın, ideolojik, teorik, politik ve örgütsel bir bağı bulunmamaktadır.

Harici Büro “TKP”nin ve kadrolarının yaşadığı örgütsel travma ve trajedilerden sonra, “alan kapatma” sevdasıyla yanıp tutuşan küçükburjuva “sol” SİP serüvencileri, onların bu konudaki yanılgıları yüzünden meydanı boş bulmuş ve kendi bürokratik örgütlerini aynı hamurdan gelen öteki şerikleriyle buluşarak “TKP” olarak ilan etmiş / edebilmiştir.

Küçükburjuva solculuğu ile küçükburjuva devrimciliğine nazire yapan küçükburjuva unsurlar bu kez komünistçilik oynamaya merak salmış ve nevzuhur SİP birden bire “TKP” oluvermiştir!

TKP isim ve sıfatlarının, tarih ve devrimci geleneklerinin böylesine tahrif edilişi karşısında ciddî kadrolar (Hakikî Devrimciler, Komünistler) bu türden örgütlenmelere daima karşı çıkmıştır. (Karşı çıkmakla da kalmamış, PARTİ ve Partileşme Sorunu konusundaki ilkeselliklerinin daima arkasında durmuştur. Yaşadığımız coğrafyadan başlamak üzere evrensel ölçekte nasıl bir partileşmenin gerekliliği üzerine ideolojik, politik bir hattı tutmuşlardır.) Harici Büro “TKP”ye de SİP-“TKP”ye de asla parti muamelesi yapmamıştır. Bundan böyle de, İşçi Sınıfı Partisi bilinen ilke, kural ve yöntemlere dayalı olarak oluşturulana, “Komünistlerin Birliği” davasının arkasında duran kadrolar arası Komünist normlar işletilene  kadar da bu türden örgütlere parti muamelesi yapmayacaktır. Çünkü, günümüzdeki sınıflar mücadelesine kurmaylık yapacak PARTİ, bu türden örgütlenmeler değildir. Parti denildiğinde çeşitli idealizasyon-mistifikasyonlarla kendiliğinden, “vahiy geleneği” ile kurulan bu örgütleri anlamıyoruz.

SİP-“TKP”den Örgütsüz Ajitasyon Örneği:

“Durmayın… Felaketi Durdurun!”

Yaşadığımız coğrafyadaki sınıflar mücadelesinden bağımsız ve kopuk (eski deyimiyle “zaman ve mekandan münezzeh”) örgütler örgütsüz ajitasyonlardan medet ummaktadır.

29 Mart 2009 Mahallî Seçim sürecinde SİP-“TKP” de “Durmayın… Felaketi Durdurun!” başlıklı bir bildiri ve afiş yayınlayarak örgütüne oy talebinde bulundu!

Sol “cenahımızda” bu türden örgütsüz ajitasyon örneklerine sıklıkla rastlanıyor. “Durdurun, durmayın, davranın, indirin, kapatın, açın, kapatılamaz, önlenemez, geliyoruz, geldik, geçit yok, vb…” talimatlarından geçilmiyor. Kitlelere bu türden ajitasyonlarla talimat verenleri kimse de çıkıp sorgulamıyor. Kitleler de bu türden yukarıdan buyrukların tam tersini yapıyor. Böylece komünistçilik oynayan küçükburjuva avantürye takımını çok mahcup durumda bırakıyor.

İdealist-metafizik çağrışımlarla politikayı bu türden örgütsüz ajitasyonlara indirgeyen anlayışların gazeteleri, dergileri, afişleri, pankartları, radyoları, TV.leri, sendikaları, kitle örgütleri, kültür merkezleri de aynı mantıkla hareket etmektedir.

Örgütsüz ajitasyonlardan başka bir hüneri olmayan örgütler; ne işçi sınıfını, ne emekçi halklarımızı, ne insanımızı tanıyor; ne tarihimizi, ne coğrafyamızı, ne emekçi halk hareketlerini, ne isyan ve başkaldırıları, ne ayaklanmaları, ne hak arama eylemlerini, ne grev ve direnişleri, ne kültürel zenginliklerimizi, ne dini, ne inançları, ne gelenek-göreneklerini tanıyor; insanımızın ne düğününe, ne cenazesine, ne gecekondusuna, ne evine, ne fabrikasına-işyerine gidiyor; kurtarma iddiasında olduğu işçi sınıfının ne yiyip içtiğini, ne de nasıl yaşadığını biliyor. Ama hiç utanıp sıkılmadan (Niçin utanıp sıkılsın ki, burası köpeksiz köydür âdeta. Kimseye Sosyalizm-Komünizm atağından ötürü hesap sorulmaz.) parti olmadığı halde parti imiş gibi hareket edebiliyor. Örgüt kurup parti atağına giriyor. Sürüsüne bereket bu türden örgütlerin hepsi birbirini olumluyor. TKP adı SİP-“TKP”ye bağışlanıyor,Kolektifimiz Çalışanları’ndan gayrı kimse bu ismi tırnak içine dahi almıyor!..

Devrimci ve Komünist iddialarının arkasında ilkesel olarak duranlar, küçükburjuva unsurlarla komünistçilik oynayan SİP-“TKP” şeflerine şunları söyleyecektir: Madem TKP ve parti olma iddiasındasın, neden devrimci tarihimizdeki isim ve sıfatları çalıp “alan kapatma” işine soyunuyorsun? Hangi hakla TKP adını kullanıyorsun?* Proletarya Devrimcilerinin böyle bir kararı yoktur. Buyruk vermeyi bırak, düş önümüze, yol-erkan göster. Küçükburjuva öğrenci gençliği binbir idealizasyon-mistifikasyon yöntemiyle kışkırtacağına başta işçi sınıfı hareketini, sosyalist hareketi buluşturup bütünleştir ve önce komünist olduğunu ispat et. Sosyal meşruiyetini ve devrimci yasallığını lafla değil, sosyal pratiğinle göster, ferasetini bir görelim. Ulusallık-Sınıfsallık temelindekilerle öteki sosyal muhalefet dinamiklerini uyumlandırıp seferber et, tutarlı-amaçlı-somut bir iktidar, siyasal-sosyal devrim projesi üret. Burjuva resmî tarih anlayışı ile resmî ideolojilerden arındığını kanıtla. İdeolojik, politik ve örgütsel cüretini bir görelim, sosyal pratikte cüretinin arkasında nasıl durduğunu kanıtla, bir görelim. O zaman dediklerini gidip birlikte yapalım…

28 Nisan 2009

* SİP-“TKP” yalnızca Tarihî TKP’mizin isim ve sıfatlarını çalıp kullanmamış, sosyalist gerçekçilik sanat akımının biricik temsilcisi Sanat Cephesi’nin adını da hiç utanıp sıkılmadan çalıp kullanmaya yeltenmiştir!...  

SORUN Polemik
E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için
e-posta adresinizi ekleyin.

E-Posta Adresi

Etkinlik - Duyuru