Ahmet Temizel

Altemperyalist Tekelci Kapitalizm Nereye?

Emperyalist kapitalist sistem krizle birlikte yeniden harmanlanırken emperyalist hiyerarşideki devletler yerlerini korumanın ve bir üst basamağa sıçramanın hesapları içinde bulunuyor. Biz bu bilgiyi sürekli tekrarlıyoruz, dikkat çekmek istediğimiz emperyalist-kapitalist sistemin bütünlüğü ve içindeki mağrur Türkiye kapitalizminin hareket içindeki konumudur. 

Hiyerarşinin aktörleri, ağabeyleri, G-20’nin seçkin üyeleri, eski kıtanın semirdikçe semirmiş kurtlarının emperyalist gericiliği mutlak kılma çabaları ve Avrupa birliğini kurtarma telaşları, Lula popülizminin IMF boyunduruğundan kurtardığı Brezilya kapitalizminin dış ringe çıkma isteği, Putin’in demir eli çevresindeki Rus oligarşisinin Çarlık Rusyası hayalleri, binlerce dinin, kast sisteminin yaşadığı Hindistan kapitalizminin eski İngiliz efendilerinden aldığı sınai kompleksler üzerinden kurdukları düşler, Amerikan dışişleri bakanını ayağına çağırıp “ne olacak bizim aldığımız devlet tahvilleri” diyen burjuvaziyi bir bileşeni kabul eden devlet tekelci Çin kapitalizminin ibret verici gelişimi ebetteki hareket içindeki Türkiye kapitalizmini sınırlandırıyor. Biz bu yazıda bunları detaylı işlemeyeceğiz ancak tabii ki hiyerarşinin halen en büyük abisi ABD emperyalizminden bahsetmemiz zorunlu gözüküyor. Türkiye kapitalizminin, ABD emperyalizminin gelişme stratejileri dışında bir rasyonel seçeneği bulunmamaktadır. 

30 Mart 2009 tarihli İngilizce yayınlanan Newsweek dergisinin 33. sayfasında ilginç bir makale yayınlandı. Soner Cagaptay imzalı bu makalede “Adalet ve Kalkınma Partisinin kendi derin devletini yarattığı” konusunda bir tespit yer aldı. Türkiye’nin “ilerici”lerinin liberal görüşlü bir partiye ihtiyacı olduğu şeklinde bir görüşle de yazı sonlanıyordu. Washington Enstitüsü’nde Yakındoğu politikaları konusunda çalışmalar yapan bu uzmanın görüşleri hiyerarşinin halen en üst basamağında oturan ABD emperyalizminin politikalarını ne kadar yansıtıyor bilmiyoruz. ancak Türk burjuvazisinin bir saflaşma, arınma ve yenilenme süreci olarak tarif edilebilecek “Ergenekon” sürecine emperyalist-kapitalizmin ilgisinin daha da artacağı gözüküyor. Kaldı ki ABD’nin yeni başkanının yurtdışı ziyaretlerine Türkiye ile başlaması ve ortaklığın niteliğini yeniden tanımlamaya girişmesi zaten bir değişim sürecinin sancıları içindeki hâkim gerici sınıfın ne tür bir konum alacağına dair sezgilerimizi güçlendiriyor. Servis gazetesi “Taraf” ile sürece yeteri kadar müdahil olan Amerikan emperyalizminin liberal paçavra yumuşakçalar “aydınları” ve İslâmî-reformist-misyoner Fethullah hareketini de daha ne kadar kullanacağı meçhul gözüküyor. Ancak unutmamak gerekir ki, bu hareket yeteri kadar semirmiş ve aktörlerini burjuva bileşenlerinin içine sokmuştur. Pastada onlarında söz sahibi olacakları tescillenmiştir.

Genelkurmay başkanının yaptığı uzun “akademik” konuşması ise “Ordu partisi”nin emperyalist hiyerarşinin bu büyük abisinin stratejilerine uyacağının açık bir biçimde beyanı olmuştur. Sadece alıntılar değil ABD’nin yeni başkanının güvenlik danışmanının konuşmalarına yapılan atıflar, liberalizmin seçkin temsilcilerinin konuşma içinde sık sık geçmesi Türkiye burjuvazisinin en önemli bileşenlerinden olan “Ordu partisi”nin entelektüel “derinliği” cenahımız tarafından doğru okunması ve analiz edilmesi gereken bir gelişmedir.

Hâkim gerici sınıf içindeki bileşenler “Ergenekon”un tozu ve dumanın arkasında saflaşırken, emekçi sınıfa saldırının katmerleşmesinin hesapları içindedir. Toplumsal çürüme ve travma, avantalar ve yağmalar düzeninde ayyuka çıkmıştır. Kişilik ve kimlik bunalımı, yalnızlaşma ve yabancılaşma kitleleri, yığınları her geçen krizde daha da etkilemektedir. İşsizler ordusu genişlerken kendi hüsnüne aşık zavallı, perişan ve soytarı sosyalizan hareketlerin beklentilerinin hiç biri gerçekleşmemiştir. Aç kalan kitleler gerici ideolojilerin, burjuva partilerinin ve düzen içi aygıtların etkisine girmiştir. Son yerel seçimlerde katılım oranı %85’lerin üzerine çıkmıştır. Halk kitleleri ve emekçiler, kırk katır kırk satır arasında tercihe zorlanmıştır. Taş atan çocukları ağır hapis cezalarına acımazsızca çarptıran düzenin iç savaşı başka bir boyuta çekmek için attıkları zar dü “?eş” gelmemiştir. Yerel yönetimlerde belediye sayısını artıran DTP’nin ise düzenin kuşatmalarının ötesinde aldığı oy oranı ile iddiaları yine bir “ülke barajının” altında kalacaktır.

 Küçükburjuvazinin, orta sınıfların kalıcı toplumsal  bir harekete yol açamayacağı “Cumhuriyet” mitinglerinin akabinde yaşadıklarıyla perçinlenmiştir. Bilimsel sosyalizmin üzerinde tepinebileceğini zanneden tüm gerici nasyonal solcular oyun dışına düşmüştür. Ergenekon ile travma üzerine travma geçiren bürokrat kökenli orta sınıflar, milliyetçi faşizan eğilimlere daha da sarılacaklardır. Gerek Kafkaslarda kızışan emperyalist paylaşımın etkileriyle haftanın bir günü açılan Ermeni kapıları, gerek etkisini artıran işsizlik, hiçbir söylemi olmayan faşist partiyi yine bir iktidar alternatifi yapacaktır.

Tüm bu gelişmeler içinde devlet tekelci kapitalizmi krizde sendelemiş ama yapısal durumundan dolayı sermayenin birikimini arttırmış, yoğunlaştırmış ve içinde dinamik bir çok ögeyi bulunduran bileşenleriyle bu hengameden “alnının akıyla” çıkmanın planlarını yapmaktadır. 

Açık ve net gözüken odur ki, bugün faşizm burjuvazinin tüm bileşenlerinin ortak çıkış yolu olarak netleşmektedir. Burjuvazinin kendi kağıt üzerindeki yasallığı yıllardır zaten uygulanmamaktadır. Dinlemelerin kişi hak ve hürriyetlerini açıkça ortadan kaldırılması burjuvazinin tüm makyajlarından arındırılmış çıplak, çirkin yüzünü net biçimde sergilemektedir. Burjuvazi kendi içinde bir uzlaşmayla bunu bir yoluna koyacaktır. Ancak bu yola koyma sürecinde Marksist ve Devrimci cenahın kapitalist devlet için demokrasi ve hukuk yalanının ne olduğu konusunda bir şüphesi de bulunmamaktadır. Seçmeli terör zaten Marksistlerle Devrimcilerin üzerinde Demokles’in kılıcı gibi sallanmaktadır. Düzenin “Ergenekon” ile pof pofladığı paçavra liberallerle Marksist ve Devrimci cenahımız aynı yerde değildir. 

CHP’nin 1970’lerdeki popülist Ecevit’in figürünün yerine konacak Alemdaroğlu alternatifi müteahhitler partisinin çapını aşmaktadır. Son seçimlerde sosyalizmden şu veya bu şekilde haberdar bir çok tabanın adalet ve kalkınma talanına karşın devletlu CHP’ye kayması,  sosyalizan pejmürde solun “geleneksel” CHP içinde çalışma, “kerhen” destek verme çabaları da bir işe yaramayacaktır. Popülist sol emperyalist-kapitalizmin vizesini almadan genel bir iktidar alternatifi olamayacaktır.

Cenahımız tüm bu gelişmeler karşısında derhal ve acilen sayı hesabıyla toparlanmak durumundadır. Bugün bir çok tartışmanın önünde set olarak duracak ve emekçiler içinde eşitlikçi ve özgürlükçü, sınırsız ve sınıfsız bir toplumun onurlu bayrağını dalgalandıracak olan cenahımızdır. “Biz” söylemi saflarda mevzi kazandıkça, parti ve partileşme sorunu-mücadelesi etle kemiğe büründükçe, kitleler gerici ideolojilerden, milliyet ve din temelli sahte ayrışmalardan kazanılacaktır. Kapitalizmin her hücresine işlediği bir coğrafyada, hiyerarşide sıçrama telaşındaki burjuvaziyi tarihin çöplüğü ile yüzleştirecek olan Marksist fikirlerin saflarda yer tutması ve mevzi kazanmasıdır. Sınıfa karşı sınıf demek ve gerçek çatışma zeminlerine girmek ilk ödevimizdir. İlk ödevler savsaklanamaz. Altemperyalist devlet tekelci kapitalizminin faşizm yönelişini ancak kazanılmış emekçi kitleleri önleyebilir.

25 Nisan 2009

SORUN Polemik
E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için
e-posta adresinizi ekleyin.

E-Posta Adresi

Etkinlik - Duyuru