Turgay Ulu

M. Emin Aslan’ın “Kürd Ulusal Hareketinin Değerlendirmesi…” Kitabının Eleştirel Okuması

M. Emin Aslan imzalı elimizdeki kitabın adı, 'Kürd Ulusal Hareketinin Değerlendirilmesi Ve Ulusal Siyaset”tir. M. Emin Aslan bu kitabında genel olarak ulus ve ulusal sorunu ele almış, aynı zamanda Türkiye ve Ortadoğu'daki Kürt ulusal sorununu ele almıştır. Kitabın önsözünden anlaşıldığı kadarıyla, kitabın yayınlanmış olduğu yayınevi olan Weşenan Ray isimli yayınevi yeni kurulmuş bir yayınevidir. Yeni bir Kürt hareketinin oluşumu yönünde mesajlar veriyor önsöz yazısı. Buna göre, periyodik bir yayını çıkarıncaya kadar yayınevinden çıkacak olan kitapların önsözlerinde güncel politik görüşlerini ifade edecekler.

M. Emin Aslan'ın kitapta yer alan toplam görüşlerinden şöyle bir özet sonuç çıkartmak mümkündür: Aslan, ulusal sorunun çözümünde temel inceleme alanı olarak ele aldığı Sovyetler Birliği deneyimini olumsuzlamaktadır. Özellikle SBKP Stalin döneminin tüm politikaları eleştirilmektedir. Eleştirilmekten de öte, Stalin ve dönemin partisinin izlediği politikalar karşı cepheye koyularak değerlendiriliyor. M. Emin Aslan, Komüntern'in ilk dört kongresini doğru kabul edip, daha sonraki politikaları reddediyor. Komüntern'in ilk dört kongresi de Lenin'in ölüm tarihi olan 1924'e kadar olan dönemi kapsıyor.

M. Emin Aslan, genel konularla ilgili olarak dünya sosyalist hareketinin çizgisini referans olarak almakla birlikte, öte yandan ulusal sorun konusunda Marx'tan Stalin'e kadar hemen hemen herkesi eleştirmektedir.

M. Emin Aslan, Marx'ın ilerlemeci tarih anlayışını savunduğunu, dolayısıyla ezilen ve sömürülen ulusların haklarını göz ardı ettiğini düşünmektedir. Bu düşüncesine dayanak olarak, bilinen genel örnekleri göstermektedir. İngiltere'nin Hindistan sömürgesini, Fransa'nın Cezayir sömürgesini Marx'ın olumladığını iddia ediyor yazar. Gerçi Marx eleştirisini biraz daha yumuşatarak, aslında 1868 ile 1870'lerde Marx-Engels'in ilerlemeci anlayıştan farklı olarak, İrlanda sorununda net bir tavır aldıklarını söylüyor. Hatta yazar, 1. Enternasyonal'in bu sorun nedeniyle lağvedildiğini savunmaktadır. Zaten daha sonra oluşan 2. Enternasyonalciler batı merkezciliği ve ilerlemeciliği açıktan savunmuşlardır.

M. Emin Aslan, genel kabul görmüş bir teori olan ulusal kurtuluş hareketlerinin antiemperyalist ve antifeodal olması gerektiği yönündeki normu kabul etmiyor. Bir ulusal kurtuluş hareketinin antiemperyalist ve antifeodal olması gerekmediğini savunuyor.

Lenin genel olarak ulusal kurtuluş hareketlerinin desteklenmesini bazı şartlara bağlı kılıyordu. Antiemperyalist ve ilerici olması şartı meselâ. İşte M. Emin Aslan bu şarta bağlılığı eleştiriyor. M. Emin Aslan, ezen ulus milliyetçiliğinin gerici olduğunu fakat ezilen ulus milliyetçiliğinin ilerici olduğunu savunmaktadır. Bu nedenle, ezilen ulus milliyetçiliğini bir ulusal hareketin desteklenmesinin önünde engel olarak görmüyor.

M. Emin Aslan, Komüntern toplantılarından birinde yaşanan bir tartışmayı aktarıyor. Söz konusu toplantıda, Lenin ile Hindistan delegesi olan Manabendra Nath Roy arasında ilginç bir tartışma geçiyor. Roy ezilen, doğulu ulus ve halklarından alınan pay kesilmedikçe batıdaki işçi hareketinin devrime yürümeyeceğini savunuyor. Lenin bu tezi Hindistan örneğini vererek eleştirmiş olsa da genel olarak bu görüşe olumlu bakıyor. Lenin, Hindistan'daki köylülük ve yoksulluk had safhada olduğu halde devrimci hareketin neden gelişmediğini soruyor. Fakat sonuç olarak kongre, sömürge bölgelerden elde edilen payın kesilmeye çalışılması diye bir kararı almış oluyor.

M. Emin Aslan, Sovyetler Birliği'nde yerel ve ulusal halklardan oluşan kadroların görevlerinden alındıklarını ve yerlerine Rus olanlardan seçilmiş kadroların atandığını iddia ediyor. Buna en çarpıcı örnek olarakta Sultan Galiyev'i veriyor. Sultan Galiyev'in etnik milliyetçi olduğu suçlamasıyla imha edildiğini iddia ediyor yazar. M. Emin Aslan, Stalin dönemindeki Sovyetler Birliği'nin ulusalcı bir siyaset izlediğini iddia ediyor. Bu nedenden dolayı da Türkiye'deki Kemalist hareketin desteklenmesi yönünde bir yönlendirmede bulunduğunu söylüyor.

M. Emin Aslan, Kürt ulusal mücadelesinde 1960'lardan beri varlığını sürdüren Barzani liderliğindeki KDP'yi Kürt ulusal mücadelesinin gelişimi açısından önemli bir etken olarak görüyor. M. Emin Aslan, KDP’nin yerelliği esas alması ve Avrupa merkezci bakıştan uzak olmasını olumlu bir özellik olarak tespit edip, bu özelliğini savunuyor. KDP'nin orada yaşayan halkın eskiden beri taşımış olduğu bazı geleneksel anlayışları koruma çabasını olumlu özellikler olarak değerlendiriyor.

M. Emin Aslan, Kürt sorunuyla ilgili "bağımsız ve birleşik Kürdistan" tezini savunuyor. Doğal olarak PKK hareketini, bağımsız Kürdistan tezini savunmamakla eleştiriyor. Hem Kuzey Irak'taki Kürt hareketlerini hem de Türkiye'deki Kürt hareketini Kürdistani bir siyaset izlememekle eleştiriyor.

M. Emin Aslan, Troçki referanslı bir dünya devrimi çizgisini savunuyor. Bir dünya partisinin kurulmasını öneriyor. Yani komünist enternasyonal.

Ayrıca genel Kürt hareketlerinin mitolojik bir olay olan Demirci Kawa'nın isyanını temsil eden Newroz'un anılıp ta, önemli bir tarihsel olay olan Mahabat Kürt Cumhuriyeti’nin kuruluş yıldönümünün anılmamış olmasını eleştiriyor.

Kurulduğundan kısa bir süre sonra, Sovyetler Birliği'nin Mahabat Kürt Cumhuriyeti’nden desteğini çekmesini eleştiriyor yazar. Bunun nedeninin Sovyetlerin bir dış saldırıya maruz kalmaktan korunmak amacı taşıdığını söylüyor.

M. Emin Aslan, genel olarak Sovyetler Birliği deneyimini olumsuzlayan ve tüm sürecin günahlarını Stalin'e yükleyen çizgiyi savunmaktadır. Yazara göre Stalin döneminde Birleşmiş Milletler’e üye olunarak “barış içinde bir arada yaşama” politikası savunulmuştur. Yazar,“Birleşmiş Milletler" tanımlaması yerine bu kurumun "Birleşik Devletler" olarak tanımlanmasının daha doğru olacağını söylüyor.

Özellikle ulusal sorun konusunda, yeryüzünde şu ana kadar gelmiş geçmiş sistemler içinde, uluslara ve farklı kültürlere özgürlük tanınması noktasında Sovyetler Birliği deneyimini aşan bir sistem bulunmamaktadır. Orada Ulusların Kendi Kaderini Tayin Etme Hakkı ilkesi komünist olmanın kriterlerinden biri olarak belirlenmiştir. Pratikte de sistemi zarara uğratan bir etkisi olmasına karşın ayrılmak isteyen uluslara bu hak tanınmıştır. Örneğin Finlilerin elini bu ilkenin bir gereği olarak sıkmak zorunda kaldığını söylemiştir Lenin. Sovyetler Birliği'nde alfabesi olmayan halklara alfabe oluşturulmuştur. Sözlü tarih anlayışı yerine yazılı tarih sürecine geçilmiştir. Farklı dil, kültür ve geleneklere saygı ve özgürlük tanınmıştır. Ulusal sorun konusunda da kuşkusuz eksik ve hatalar olmuştur. Bunlar araştırılıp ortaya çıkartılır. Bu ayrı bir tartışma konusu. Ancak Sovyetler Birliği'nin bir halklar ve kültürler hapishanesi olduğunu söylemek aklıselim bir yaklaşım olmaz.

Lenin ile Roy'un enternasyonal toplantısında vurguladıkları, geri bıraktırılmış ülke devrimlerinin kaderinin merkez ülke devrimlerine havale edilmesinin reddedilmesi görüşü dikkate değer bir öneridir. Çünkü sonuçtan bakıldığında, devrimlerin en ileri kapitalist ülkelerden olmasının mutlak bir kural olmadığı görülüyor. Hatta yaşanan pratik deneyimler bunun tam tersi istikamette oldu. Devrimlerin çoğunluğu bağımlı ve sömürge coğrafyalarda baş gösterdi. Öznel koşullar nerelerde oluşturulabilindiyse devrimler de oralardan patlak verdi. Sosyalizm denemelerinde yaşanan geriye düşüşten sonraki süreçte gelişen devrimci kalkışmalar da gene merkez değil, çevre coğrafyalarda boy verdi. İktisadî koşulların yanında kültürel özelliklerin öznenin örgütlenmesinde belirleyici bir etken olduğu görülüyor.

5 Mart 2009

SORUN Polemik
E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için
e-posta adresinizi ekleyin.

E-Posta Adresi

Etkinlik - Duyuru