Kaan Kangal

EMEP’in 1 Mayıs’taki Tavrı Üzerine Eleştirel Notlar

 Türkiye’de sendikal hareket içinde işçi mücadelesi içinde görünen, ancak belli siyasal olaylarda kendi çizgisinden kopan, Marksist-Leninist anlayıştan oportünist veya pragmatik bir çizgiye kayan birçok parti, örgüt veya sol grubun sorunlarına bugüne dek defalarca tanık olduk. Farklı örgütlerde varolan çeşitli iç sorunların, örgütlenme biçimlerindeki farklılıklardan veya değişen toplumsal koşul ve siyasî olaylardan ötürü başka siyasî boyutlar kazanabildiğine Türkiye devrimci mücadele geçmişimizde birçok kere şahit olduk.

Son 10-15 sene içinde dağılan ve dağıtılan sol grup ve örgütlerin yeniden yapılanma ve kitleselleşme adına yeniden belini doğrultmaya çalıştığı bir zamanda bu senenin 1 Mayıs gösterileri de kitleselleşme polemiğinde bir takım olaylara sahne oldu. 1977 1 Mayıs’ında Taksim’deki göstericilere düzenlenen saldırılardan beri Taksim Meydanı -İstanbul’un en büyük ve merkezî meydanı olmasından da ötürü- emek mücadelesinin ve devrimci hareketin bir simgesi haline gelmiştir.

Türkiye’de her 1 Mayıs’ta 1977 Taksim olayları bir kez daha anılırken 2008 ve 2009 1 Mayıs gösterilerini Taksim’de kutlamak isteyen göstericilere polisler tarafından yapılan saldırılar, otuz sene evvelki olaylardan bu yana burjuva hükümetinin emekçilere karşı olan saldırganlığında pek de bir değişikliğin olmadığını göstermektedir. 1 Mayıs’ın gösteri ve kutlamalardan sokak çatışmalarına dönüşmesi aslında Türkiye işçi sınıfının kendisini devrimci mücadele yolunda kısmen de olsa yenileyebildiğinin ve işçi bayramında gösteri yapma hakkını Taksim gibi tarihi ve sembolik bir yerde talep etmesi belli ölçüde emekçi hareketinin birkaç adım ileri gittiğinin kanıtı.  

Tüm bu olumlu gelişmelere rağmen işçi sınıfı ve sendikal mücadele içinde önemli bir konuma sahip olan EMEP’in “Taksimcilik” olarak damgaladığı Taksim gösterileri ve EMEP’in tavrını eleştiren diğer parti ve gruplar, yeniden sosyalist örgüt sorunu ve kitleselleşme tartışmalarını bir kez daha ateşlemiş gözüküyorlar.

EMEP’in internet sitesinde yaptığı açıklama ve Evrensel gazetesinde çıkan birkaç köşe yazısında belirtilen ana düşünce, EMEP’in “işçi sınıfının partisi” olarak 1 Mayıs’ı Kadıköy’de büyük bir kitlesellik içinde kutlamanın, işçi mücadelesinin kitleselleşmesi yolunda önemli bir adım olduğu ve çeşitli parti, grup ve sendikaların 1 Mayıs’ı kendi çapında başka yerlerde kutlamasının sınıf mücadelesine zarar verdiği şeklindeydi. “TKP”nin kendi başına 1 Mayıs’ı ayrı yerlerde kutlaması ve sınıftan kopuk bir siyasî tavrı benimsemesi 1 Mayıs etkinliklerinde de kendini göstermektedir.

Ancak anlaşılan, EMEP, Taksim’deki gösterilere katılanları “TKP”li elitist, küçükburjuva entelektüelleriyle aynı kefeye koyuyor. Kitleselleşmenin sağlanması gerektiğini savunan EMEP, Kadıköy’deki gösterilere katılmayan -Taksim olsun olmasın- tüm emekçileri bölücü olarak suçluyor.

EMEP’in bu tavrına karşın örneğin Kızıl Bayrak, EMEP’i, Taksim’de polisle çatışmaktan korkmak, sermayeye direnmek yerine ona hizmet etmek, düzene karşı gelmek yerine düzen partisi olmak gibi birkaç argümanla eleştirdi. Türk-İş’le birlikte EMEP’in 1 Mayıs’ı kutlamasını hainlik ve döneklik olarak niteleyen Kızıl Bayrak EMEP’i gerçek bölücü olarak gördüklerini açıkça dile getirmişlerdir.

30 sene evvel yaşanan kanlı 1 Mayıs olaylarına sahne olan Taksim Meydanı bugün sıradan bir gösteri yeri değil, Türkiye devrimci emekçi hareketinde bir sembol haline gelmiş veya getirilmiştir. “TKP”nin kendi elitist ve emekçilere tepeden bakan tavrından ötürü kendi halinde 1 Mayıs’ı kutladığı bilinirken, EMEP’in, Taksim’deki göstericilerle “TKP” arasında sunî bir benzetme yapması 1 Mayıs gösterilerine tek taraflı yaklaştığını gözler önüne seriyor.

“Taksimcilik” yapmakla suçladığı göstericileri, EMEP Kadıköy’e çağırırken, 1 Mayıs gösterilerinin herhangi bir mekânla sınırlandırılmaması gerektiği savına da çelişiyor. “Taksimcilik” karşısında yapılan “Kadıköycülük” çağrısı şüphesiz kitleselleşme sorununa bir çözüm getirmiyor. “Taksimcileri” bölücülükle suçlayan EMEP, kendi “Kadıköycülük” savından ötürü karşılaştığı bu kadar tepkiden sonra acaba kendi tavrının bölücü olup olmadığı konusuna kafa yormuş mudur?

Kızıl Bayrak’ın yaptığı haklı eleştiriye rağmen, benimsediği militan tavrın da eksiksiz olduğunu söylemek mümkün değil. Kızıl Bayrak’a göre EMEP “Kadıköycülük” yaparak sermaye ve düzen partisi olmuş, bölücülük yapmıştır. Ancak bunun yanında Türk-İş’le birlikte 1 Mayıs’ı kutladığı için aynı zamanda hainlik de yapmıştır. Çünkü Kızıl Bayrak’a göre Türk-İş’in devrimci harekete katacağı hiçbir şey olmadığı gibi, sosyalist hareketi gerileteceği düşünülmektedir. İlk haklı eleştirisinin ardından Kızıl Bayrak tutarsız ve kendi eleştirel yaklaşımına çelişen bir tez ileri sürüyor burada. Eğer sosyalizm ve emekçi hareketi evrensel bir hareket ise ve tüm işçi ve emekçilere seslenmek gibi bir yükümlülüğün altına girmişse, bu durumda hangi sendika veya örgüt olursa olsun, o işçi ve emekçiyi sosyalizme kazanmak zorundadır. “Türk-İş işçilerinden adam olmaz” demek, aslında EMEP’in belli ölçüde “Taksimciler” başlığı altında yaptığı içi boş ve anlamsız damgalamadan farksız bir tavırdır.

EMEP veya Kızıl Bayrak gibi örgüt ve grupların her birinin devrimci harekete sahip çıkmak istemeleri oldukça olumlu ve anlamlı, ancak her grubun kendisini emekçi hareketin tek önderi ve diğerlerini bölücü olarak ilan etmeleri, özellikle tüm bu grupların aynı cephede bulunduğunu göz önünde bulundurursak, oldukça acıdır. Yapılması gereken, ortaklaşa bu çelişkinin çözümü ve aşılmasıdır. Taksim’de 1 Mayıs’ı kutlamak veya kutlayabilmek burjuva devletine karşı kazanılmış bir zaferdir. Taksim’de 1 Mayıs’ı kutlamak işçi sınıfının hakkıdır. Ancak bu hakkı burjuva devleti bize vermeyecek, biz onlardan alacağız!

11 Mayıs 2009 

SORUN Polemik
E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için
e-posta adresinizi ekleyin.

E-Posta Adresi

Etkinlik - Duyuru