Sırrı Öztürk

HAYATÎ VE YAKICI
SORUNLARIMIZA CEVAPLAR (∗) - I -

Soru-1: Egemenler: “Laikçi-Şeriatçı” diye sahte ve suni bir gündemi dayattılar. Siz de sıklıkla: “Gündem çalındı” diyorsunuz. Doğru, gündem çalınmıştır. Çalınan gündemi, “Emek-Sermaye” ve “Proletarya-Burjuvazi” hakikî gündemini nasıl ayakları üzerine oturtacağız? Komünistlerin en acil sorunlarından çözülmesi gereken “Komünistlerin Siyasî Birliği” ama nasıl?

Cevap-1: Dünyanın asıl mülk sahipleri olan: Sömürücü, yeni-sömürgeci hegemonlar/sınıflar, günümüzde uluslarötesi tekelci sermayenin hâkim olduğu bütün ülkelerde sahte ve suni gündemlerle, kaba güce, zora ve teröre başvurarak ancak ayakta kalabiliyor. “Kapitalizmi daha gelişmiş” ülkelerin gerici tekelci sermaye güçleri biçimsel burjuva demokrat bazı tavizler vererek haklı talepleriyle hak arayan, grev yapan, direnen, isyan eden, başkaldıran ve ayaklanan kitleleri belli ölçülerde uyutmayı becerebiliyordu. Böylelikle sınıflar mücadelesinin şiddetlenmesinin önünü keseceklerini umuyordu. ABD, AB, Japon emperyalizmi Sosyalist Sistemin çözülüp çürümesiyle görece vermek zorunda kaldıkları kimi göstermelik “sosyal devlet”, “liberal demokrasi” vb. tavizlerini şimdi birer birer geriye almaya başlamıştır.

Kapitalist TC devleti ise bu türden “burjuva demokratik” tavizleri vermek istememektedir. Uluslarötesi tekelci sermayenin yer-yer yerli bir ortağı, işbirlikçisi ve taşeronu kimliği ile devlet tekelci kapitalizmi; avantalar-yağmalar düzeninin ancak tekelci, militarist, polis devleti yöntemiyle ayakta kalabileceğine inanıyor.

Ayrıca, TC devletini işçi sınıfı ve emekçi halklarımıza kimi “burjuva demokratik” tavizleri vermeye zorlayacak, adına layık Devrimci ve Komünist bir örgütlenme de yoktur.

Öncelikle: Devlet tekelci kapitalizmini devrimci yol ve yöntemlerle aşmaya; aynı zamanda işçi sınıfı ve emekçi halklarımızın haklı taleplerini sisteme kabul ettirerek, onlara geri adım attırmaya ve bazı tavizler almaya yöneltecek Kurum ve Araç’lara da henüz sahip değiliz.

Batılı emperyalist-kapitalist yönetimler tutarlı bir tarih ve sınıf bilincine sahipler. “Emek-Sermaye” ve “Proletarya-Burjuvazi” hakikî gündeminden haberliler. İdeolojik-sınıfsal karakterleri bunu gerektiriyor çünkü. Emperyalist-kapitalist sistemin tarihsel-sosyal ömrünü biraz daha uzatabilmek için ellerinde başka bir silahları da yok. Fakat bilimsel bilgi ve bilinç taşıyan insanlarımızı bir türlü yanıltamıyorlar. Yanıltamayacaklar!..

Tekelci sermaye güçleri: Devrimci ve Komünist Kadroların emperyalist-kapitalist sistemin devrimci yol ve yöntemlerle yıkılıp aşılması yolunda verdikleri teorik-ideolojik-politik ve örgütsel mücadelelerini saptırmak için her alanda savaşıyor. Onlar; henüz bilimsel bilgi ve bilinç kazanamamış insanlarımızı binbir yabancılaştırma, kuşatma, baskı, terör, yalan ve demagojilerle kandıracaklarını sanıyorlar. Sınıfsal konumlarının gereğini yapsalar da hem haksızlar hem de yanılıyorlar!..

Tekelci sermayenin eşitsiz, adaletsiz, artı-değer sömürücü yeni-sömürgeci ve ahlaksız sistemlerini aşmak için elbette “Emek-Sermaye” ve “Proletarya-Burjuvazi” hakikî gündemini tarihsel-sosyal-sınıfsal-kültürel haklılığımızla dayatmak zorundayız. Bunun içinde hâkim gerici sınıfların sisteminin-rejiminin-düzeninin karşısına sosyalist/komünist alternatiflerimizin yığınağını yapacağız.

Kapitalizmin tarihsel alternatifi sosyalizm/komünizmdir.

Alt-emperyalist ya da küçük-emperyalist niyetlerle politika yapan AKP ve Recep Tayyip Erdoğan: “Tek parti, tek devlet, tek millet, tek dil, tek vatan, tek ümmet, tek din, tek bayrak, ezan, Kur’an vs.” diyerek uluslarötesi tekelci kapitalizminin yaşadığımız bölge ve ülkedeki “yüksek” çıkarlarını savunmaktadır. Recep Tayyip Erdoğan panturanist, panislamist, pantürkist, Yeni Osmanlıcı bu türden söylem ve niyetleriyle “Üç K” geleneğimize saldırmaktadır. Böylelikle ancak tatmin oluyor ve “o halde varım!..” diyebiliyor. Dileriz sonu Enver, Talat, Cemal Paşa’larınkine benzemesin.

Devrimci ve kolektif çabalarımızla “Komünistlerin Siyasî Birliği” sorunu/sorunsalının ete kemiğe bürünebilmesi gerekiyor. Ayrıca ve öncelikle Devrimci/Komünist Hareketi tekleştirerek, Birleşik/Güçlü/Donanımlı Tek Parti-Tek Sendika-Tek Gençlik Örgütü sorunsalının mahiyetini kavramamız gerekiyor. Birleşik İşçi Cephesi’ni tekelci sermaye diktatörlüğünün karşısına koymak gerekiyor. Gençliğin Yolu İşçi Sınıfının Yoludur şiarımızı yükselterek, tarihsel/sınıfsal/sosyal muhalefet dinamiklerinin en ileri unsurlarının kurumsal merkezi disiplinli İSP ya da KP’nin kurmaylığına-güvencesine getirilmesine çalışmamız gerekiyor.

Bütün Devrimci ve Komünist Kadroların emek-güçlerini temel ilke ve amaçlarda buluşturup bütünleştirmek gerekiyor. Komünist Kadrolarla Komünistlerin Siyasî Birliği; bütün devrimci kadrolarla da Faşizme Karşı Savaş Birliği/Cephesi kurum ve güvencelerimizi işbaşı yaptırmak zorundayız.

Henüz yan yana ve ancak şekilsiz biçimde duran ilerici, demokrat, devrimci, sosyalist, komünist, bolşevik iddialı örgüt ve birimlerin öncelikle yüzleşip hesaplaşarak ayrışması ve ardından yeniden bütünleşmesi gerekiyor.

Bütün bu çalışmalar: Aşırı teorisizme, entelektüalizme ve dogmatizme kaymadan, teorik-ideolojik çalışmaları proletaryanın en ileri unsurlarına, sosyalizmin/komünizmin asıl sahiplerine taşıyarak, emek-güçlerimizle pratik örgütçü çabalarımızı buluşturup bütünleştirerek yapılacaktır.

Komünistlerin Siyasî Birliği sorunu/sorunsalına çözüm yöntemi olarak hiç kimse ne hazır reçete yazabilir ne de şart dayatabilir. Kolektifimiz Çalışanları olarak bizler de asla reçete yazmıyor ve program dayatmasında bulunmuyoruz. Teori ve pratiklerimizle Devrimci ve Komünist Kadrolar arası yaratıcı diyalogları hazırlamak için uygun bir iklim ve altyapı oluşturmaya çalışıyoruz. Çeşitli ve çok yönlü ilişki, diyalog, iletişim kanalları açmaya çalışıyoruz. Kadrolar arası diyalog ve ilişkilerimizin anlamlı olabilmesi için istişarî toplantılar düzenlemek; demokratik tartışma disiplin ve gelenekleri hazırlamak; bütün ilişkilerde sosyalist demokrasiyi, ilke, kural, yöntem ve bilinen normları işletmek istiyoruz. Devrimci/Komünist Hareketimizi kongre ve kurultay disiplinine taşımak, bu kapsamlı çabaları bilince çıkarmak gibi Devrimci bir gündemin gereklerini hazırlamaya ve yerine getirmeye çalışıyoruz.

Kolektifimiz Çalışanlarına göre Komünistlerin Siyasî Birliği’nin sağlanması hakikat kadar basit ve sade yöntemlerle gerçekleşecektir.

Birlik: Zıtların Birliği Ve Karşıtlığıdır” diyalektik birliğine inanıyoruz.

Birlik: Marksist geçinen üniversite okumuş, kariyerist yarım-aydınların, benmerkezci, geçimsiz, huysuz yöntemleri izole edilerek, burjuva ve küçükburjuva sosyalizmi üzerinde anlamlı bir basınç uygulayarak gerçekleşecektir.

Soru-2: Haksız ve kirli savaşlar tırmandırılırken, Yakın ve Orta Doğu’da Bölgemizde ve TC’de “iç savaş” ve “faşist darbe” tartışmaları yapılıyor. Burjuva resmî tarih anlayışı ile burjuva resmî ideolojisi kemalizmin politikaları nereye evriliyor? “İç Savaş” koşullarında mevcut “sol cenah” örgüt/partilerinin tavrı nedir? “Komünistlerin Siyasî Birliği” sorunu/sorunsalı nasıl gerçekleşir? Kapitalist TC Devleti’nin Kürdlere ve Kızılbaş-Alevilere savaş ilanından ve günümüzde de onları tasfiye hareketinden sonra, işçi sınıfı ve emekçilere yöneldiğinde mevcut “sol cenah” örgütleri, bugünkü kurum, araç ve mevzilerini nasıl koruyacaktır?

Cevap-2: Emperyalist-kapitalist sistem haksız ve kirli savaşları dayatarak varlığını ancak koruyabilmektedir. Günümüzde bir yandan “düşük yoğunluklu savaş” doktrin ve stratejileriyle savaş sanayiini geliştirip güçlendirebiliyor. Diğer yandan Üçüncü Dünya Paylaşım Savaşı için tahkimatını yapıyor. Tekelci sermaye güçleri yapısal ve hegemonya krizlerini aşmak için iç savaş ve faşist baskı yöntemlerine başvurmaktadır. “İç Savaşlar” her zaman hâkim gerici sınıfların niyet ve amaçlarına uygun sonuçlar doğurmaz. İşçi sınıfı ve emekçilerin teorik, ideolojik, politik ve örgütsel güvenceleri olan İSP ya da KP’leri işbaşı yapmışsa “İç Savaşlar” siyasal, sosyal, proleter devrimlere de dönüşebilir. Faşist darbeler işçi sınıfı ve emekçilerin haklı taleplerini önlemek için, tekelci sermayenin “yüksek” çıkarlarını koruyup kollamak için tezgâhlanmak istenir. Fakat kitleleri tutarlı-somut-amaçlı bir iktidar mücadelesinde seferber etme yetenek ve donanımına sahip İSP ya da KP her alanda güçlü ise, faşizm tehlikesi geri teper.

Komünistlerin Siyasî Birliği” sorunu/sorunsalı nasıl gerçekleşir? Sorusunun cevabı Cevap-1’de verilmiştir.

Burjuva resmî tarih anlayışı ile burjuva resmî ideolojisinin en has partisi “İP” partisidir. Adı “işçi” olan bu örgütte 150 adet işçi bulunmazken NATO ve PENTAGON’da eğitilmiş 150’yi aşkın ulusalcı-kemalist asker bulunmaktadır. Ulusalcı “İP” partisi ve yöneticileri tekelci devlet kapitalizmine asla zarar vermeyen provokatif ve sistem tarafından çeşitli amaç ve niyetler uzantısında daima kullanılan bir örgütlenmedir.

Bütün siyasî partileri doğuran anaç parti ulusalcı CHP AB’ye küreselleşmeye angajedir. MHP’de CHP gibi farklı tonlarda ulusalcılığı-kemalizmi savunmaktadır. Bu partilerin de uluslarötesi tekelci sermaye güçleri ve NATO ve PENTAGON ile bir çelişkileri asla bulunmamaktadır. Bu iki parti de “Üç K” geleneğimize şiddetle karşıdır. CHP ne sosyal ne demokrat bir partidir. Tekelci sermayenin sınıf mücadelesi sürecinde ve hini hacette MHP-BBP gibi faşist partilere biçtiği rol Kontrgerillada tetikçiliktir yalnızca.

Dr. H. Kıvılcımlı’nın tez ve tahlillerini kabaca sömürüp tahrif etmekten de öte bir çizgiye kayan HKP’de -kurulduğu tarihten bu yana- “İP” partisi gibi ulusalcı-kemalist bir kanala girmiştir.

Lenin’in Bolşevik Partisi ile Komünist Enternasyonal’in birlik ve dayanışmasını yanına alarak inşa edilen Tarihî TKP’nin Devrimci geleneklerini değil, yalnızca ismini çalan SİP “TKP” ise “İP” partisinin, “cumhuriyetin kazanımları” demagojileriyle madalyonun öteki ulusalcı yüzüdür.

Tutarlı-somut-amaçlı bir iktidar mücadelesinde bu türden siyasî akımların dediği olmayacaktır. Burjuva resmî tarih anlayışı ile burjuva resmî ideolojisi-kemalizm; temelleri Marx-Engels-Lenin tarafından atılan Bilimsel-Komünizm Öğretisini her alanda kuşanmış Komünist Kadroların kolektif çabalarıyla geri tepecektir.

Kürd/Kürdistan Ulusal Hareketi bir yandan ABD+AB+İsrail siyonizmi’nin uğursuz projeleriyle, diğer yandan mevcut Kürd örgütlerinin yaşadığı “öndersizlik krizi”nin aşılamayışı yüzünden ağır darbeler almıştır. Sömürgeci/kapitalist TC devleti hem Kürd Ulusal Hareketi’nin haklı taleplerini “barış süreci” ninnileriyle oyalıyor, uyutuyor hem de uluslarötesi tekelci sermayenin “yüksek” çıkarları uzantısında tasfiye etmeye çalışıyor. Aynı yöntemi Kızılbaş-Alevi Hareketi’ne de “ılımlı-siyasî islamcı ve amerikancı Alevilik” örgütlenmeleri yoluyla uyguluyor. AKP bin bir baskı, terör ve demagojilerle Kızılbaş-Alevi Hareketi’ni İslam içine çekip asimile ederek işini bitirmekten yanadır.

Bir yandan devlet tekelci kapitalizmine zarar vermeyen devlet sendikacılığı, diğer yandan sisteme “kalp ilacı” olma dışında bir marifeti bulunmayan burjuva ve küçükburjuva sosyalizmi anlayışlarına, yani sıranın işçi sınıfı ve emekçilerin davasının saptırılıp sömürülmesine geldiğinde de gene aynı yöntemleri uygulayacaktır. Zaten “rahatlıkla” da uygulamaktadır.

Tutarlı-somut-amaçlı bir iktidar yürüyüşünde mücadelenin bütün yol ve yöntemlerini uygulamaya aday İSP ya da KP’si siyaset sahnesinde yerini almış ise, bu türden uğursuz projeler mutlaka geri tepecektir. Sistemle uzlaşmaz bir çelişkisi olmayan mevcut “sol cenah” örgüt/partilerinin de devlet tekelci kapitalizmi diktatörlüğünün pekiştiği ortamlarda asla bugünkü mevziilerini dahi koruyamayacağı açıktır.

Soru-3: AKP’nin karşısında sosyalist bir alternatif nasıl örgütlenir?

Cevap-3: Mevcut gerici parlamentoda AKP’yi bilinen ideolojik-sınıfsal çizgileriyle eleştiren CHP, MHP, HDP gibi siyasî partiler bulunmaktadır. Bu siyasî partilerin dışında içişleri bakanlığına başvurmuş olan 80’e yakın siyasî parti vardır. Bunların yarısı “sol” eğilimlidir. İnternetin sanal ortamında komünistçilik oynayan 390 adet örgüt/partileri ise saymayalım…

Devrimci, Sosyalist, Komünist ve Bolşevik iddialı siyasî partiler ne “legalite” ve “illegalite” fetişizmini aşabilmiştir ne de mevcut AKP, CHP, MHP, vb. burjuva partilerine karşı alternatif sosyalist/komünist program ve projeler üretebilmiştir. Bu halleriyle de üretemeyeceklerdir. Çünkü bu onların işi değil, devrimci proletaryanın/komünistlerin işidir. Günümüzdeki gerici parlamentoda bilinen ideolojik-sınıfsal zaaflarına rağmen biricik “burjuva demokratik” ses BDP-HDP’den çıkmaktadır. HDP birbirleriyle uzlaşmak durumunda kalmış Kürd Ulusal Hareketi’yle ona ilkesiz/pragmatik yöntemlerle eklemlenen “sol cenah” örgüt/partilerinin birer koalisyon arayışıdır. Asla sınıf partisi değildir. Bilerek ya da bilmeyerek (fark etmiyor) HDP’ye sınıfsal bir örtü ya da rol biçenler/yükleyenler Bilimsel-Komünizm Öğretisinin dışındadır/düşmanıdır.

Uluslarötesi tekelci sermayenin yer yer yerli bir ortağı, işbirlikçisi ve taşeronu olan AKP’nin kara gerici, ümmetçi, ırkçı, milliyetçi, faşist-faşizan iktidarına karşı işçi sınıfının siyasal ve sendikal birliğini gündemine alan, kolektif çabalarla oluşturulması şart olan Marksist-Leninist İSP ya da KP ancak sosyalist/komünist alternatif politikalar üretebilecektir.

Soru-4: AKP diktatörlüğüne karşı ittifak, güç ve işbirliği politikaları örgütlenemez mi?

Cevap-4: Kapitalist-anarşiden, avantalar ve yağmalar düzeninden şu ya da bu düzeyde nemalanan tekelci kapitalistlerin partilerine ne hazin işçi ve emekçiler oy vermektedir. AKP iktidarı âdeta “köpeksiz köyde değneksiz dolaşmaktadır.” Bütün gerici ve faşist partiler gibi: “Allah, din, iman, cemaat, mezhep, tarikat, ırk, milliyet, vatan, millet, bayrak, ezan, ümmet, namaz, Kuran vb.” argümanlar temelinde burjuva politikası yapmakta ve kitleleri etkilemektedir. AKP “sol cenah” örgüt/partilerinden daha çok kitlelerin sosyal dokusunu tanımaktadır. Elbette bu türden gerici politikaların geriletilip aşılabilmesi için ilerici, demokrat, devrimci, sosyalist, Marksist vb. güçlerle çeşitli, şarta bağlı, çok yönlü ve zengin taktiksel esnekliklerle ittifak, güç ve işbirliği politikaları örgütlenebilir. Bu türden politikaların örgütlenebilmesi için de birleşik, güçlü, ciddî, güvenilir ve donanımlı bir İSP ya da KP’ye ihtiyaç duyulmaktadır.

Bilimsel-Komünizm Öğretisi dışındaki mevcut “sol cenah” örgüt/partileri, sınıflar mücadelesinde ya liberalizme, ya özgürlükçü-postmodern yeni “sol” akımlara, ya da ulusalcı -nasyonal solcu- akımlara evrilmektedir. Kimi “sol cenah” örgüt/partileri de gizli ya da açık ittifaklarla CHP muhipliğine soyunmaktadır.

Bir yandan “dar grup kültü ya da tapınımı” yöntemlerinde ısrar edilmesi, diğer yandan sağ ve “sol” teslimiyetçi bütün oportünist siyasî akımların maceracı, provokatif atakları ile bireysel kahramanlığın yüceltilmesi ne Devrimci/Komünist Hareketimizin bütünleşip, birleşip Tek’leşmesine ne de İSP ya da KP’nin gecikmeden oluşturulması davasına yardımcı olmaktadır. “Devrim Ve Sosyalizm/Komünizm Aşkına(!) titreşen küçükburjuva devrimciliği ile bu türden çıkışlar yalnızca Burjuva AKP siyasî gericiliğinin, faşizminin pekişmesine yardımcı olmaktadır.

Soru-5: Mevcut “sol cenah” örgüt/partilerinin Kürd Ulusal Hareketine, PKK-KCK-BDP-HDP’nin yeni “sol” politikalarına faydacı niyetlerle eklemlenmesi karşısında Devrimci ve Marksist Sol nasıl bir politika geliştirmelidir?

Cevap-5: Yaşadığımız coğrafyada tarihsel/sınıfsal/sosyal muhalefet dinamiklerinin en anlamlı bölüklerinden Ulusallık-Sınıfsallık Diyalektik Birliği sorunu/konusu ne tutarlı-somut-amaçlı bir iktidar mücadelesi açısından doğru biçim ve içeriklerde tartışılmakta ne de tutarlı bir tarih ve sınıf bilinciyle kavranabilmektedir. Bu coğrafyada burjuva ve küçükburjuva sosyalizminin çok kuvvetli bir maddî zemini var. Bu zemin devrimci inisiyatiflerle, kolektif devrimci/komünist müdahalelerle kuşatılıp kurutulmadıkça ve onların üzerinde anlamlı bir teorik, ideolojik, politik ve örgütsel basınç uygulanamadıkça Ulusallık-Sınıfsallık Diyalektik Birliği sorunu/konusu sömürülmeye devam edecektir. Siyaset sahnesinde eksikliği hissedilen İSP ya da KP’nin işbaşı yapamadığı şartlarda ne “Kürd Sorunu” ne de “Kürdistan Sorunu” nihai çözüme kavuşturulacaktır. Ara/burjuva çözüm gerçekleştirilse bile “sorun” yine dönem dönem ortaya çıkacaktır. Üstelik Türkiye tekelci sermayesi, ara/burjuva çözüme bile yaklaşmamaktadır.

ABD+AB+İsrail siyonizminin Yakın ve Orta Doğu politikaları, Bölgenin Arap, Kürd, Fars, Türk, Türkmen, Süryani, Keldani, Êzidi, Ermeni vb. emekçi halklarının “Allah, din, iman, cemaat, mezhep, tarikat, ırk, milliyet, vatan, millet, bayrak, ezan, ümmet, vb.” etno/dinsel kimlikler ekseninde sömürülmesine endekslidir.

AKP iktidarı: 1970 - 15/16 Haziran Ayaklanması sürecinde tutuklanan Proletarya Devrimcilerinin bir “hapishane mavrası” olarak şekillendirdiği ve giderek yaygınlaşan “Üç K” (Komünist-Kızılbaş-Kürd) geleneğimizin hangi manaya geldiğinin farkındadır. Bunun için “Üç K” geleneğimizin yeni nitelikler kazanmaması için canla başla çalışmaktadır. AKP iktidarına en büyük darbeyi vurmaya aday “Üç K” geleneğimizin de İSP ya da KP’nin kurmaylık ve güvencesinde derlenip toparlanması şarttır.

Öcalan+MİT’in ortaklaşa hazırladığı bir proje olan Türkiyelileşme/HDP projesi ise hem Kürd Ulusal Hareketi’nin hem de sosyalist solun yeni nitelikler kazanabilmesini önleyen gerici bir devlet projedir. Bu proje emperyalist-kapitalizme yaşadığımız Bölge ve coğrafyada anlamlı bir ders vermeye aday İSP ya da KP’nin sosyal pratikte işbaşı yapmasını önlemeye aday uğursuz bir projedir.

Hatırlanmalıdır: 12 Eylül askeri faşist darbesinin yıkıntıları arasında Parti ve Partileşme Sorunu konularındaki arayış ve yönelişlerimizin önünü kesmek için tezgâhlanan ve de 1989 yılında bir devlet projesi olarak gerçekleştirilen, ayrıca günümüzdeki “örgütler anarşisi” hastalığını depreştiren “Kuruçeşme Toplantıları” da bu amaçla tezgâhlanmıştı.

Burjuva ve küçükburjuva sosyalistleri “Çatı-Seçim-Geçim Partisi” uvertürleriyle günümüzde Kürd Ulusal Hareketi’ne ilkesiz/pragmatik yöntemlerle tutunmuştur. Sosyal pratikte yeterince denenip-sınanan ve de açığa düşen bu unsurlar şimdi de HDP projesiyle hayat ve mücadelenin reddettiği program ve projelerinin gerçekleşeceğini ileri sürmektedir.

Türkiyelileşme/HDP projesi ayrıca; Kürdistan Komünistleri ile yaşadığımız coğrafyanın Komünist Kadrolarının enternasyonal birlik ve dayanışmasını önlemeye yönelik bir devlet projesidir.

20 Mayıs 2014

(∗) Kolektifimize ve Sırrı Öztürk’e yöneltilen sözlü ve yazılı sorulara bu türden bir yöntemle cevap verilmesini uygun buluyoruz.(Yayın Kurulu)

SORUN Polemik
E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için
e-posta adresinizi ekleyin.

E-Posta Adresi

Etkinlik - Duyuru